CHP'DEN BASIN AÇIKLAMASI

CHP'DEN BASIN AÇIKLAMASI

CHP'DEN BASIN AÇIKLAMASI haberinin gerçek görüntüsü.

Yazdır

2017-05-18 14:32

BAĞIMSIZLIĞI DÜŞÜNEBİLEN TEK ADAM
4 Şubat 1919'da Alemdar gazetesinin yazarlarından Refii Cevat (Ulunay), Mustafa Kemal Paşa ile Şişli’deki evde bir görüşme yapar.
Refii Cevat, bu görüşmeyi şöyle aktarır:
Sorularımı bitirip veda etmek üzere ayağa kalktığımda dedi ki: "Biraz daha oturunuz lütfen."
Oturdum. Şöyle bir konuşma geçti aramızda:
-Soracağınız sorular bitti mi?
-Bitti Paşa'm.
-'Bu vatan içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır; istiklaline nasıl kavuşturulur?' diye bir soru sormanızı beklerdim.
-Af buyurunuz Paşa hazretleri, bugün içinde bulunduğumuz bu şartlardan bu vatanın kurtulmasını en uzak ihtimalle dahi mümkün görmediğim için böyle bir soru sormadım.
-Siz yine de böyle bir soru sormuş olunuz, ben de cevabımı vereyim. Fakat yazmamak şartıyla...
-Zatıalinizi dinliyorum Paşa hazretleri."
-Bakınız Cevat Beyefendi, sizin imkânsız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır. Bugün herhangi bir teşkilatçı Anadolu’ya geçer de milleti silahlı bir direnişe hazırlarsa bu yurt kurtarılabilir.
Heyecanlanmıştım. Birinci Dünya Savaşı süresince gücümüzü öylesine tüketmiştik ki elimizde hiçbir şey kalmamıştı. Harplerden sağ kalanların ise ayakta duracak hâlleri yoktu. "Nasıl olur Paşa’m?" diye yerimden fırladım. Paşa sakindi:
-Aklınızdan geçenleri tahmin ediyorum, doğrudur. Görünüş tamamen aleyhimizde. Ama düşmanlarımız olan bu büyük devletlerin bir de iç yüzleri var.
-Nasıl Paşa'm?
-Anlatayım. Siz sanıyor musunuz ki savaşı kazanmakla müttefikler aralarındaki bütün sorunları çözmüşlerdir. Aralarındaki asıl rekabet şimdi başlayacaktır. Asırlarca birbirleriyle boğuşan Fransızlarla İngilizleri ortak düşman tehlikesi birleştirdi. Şimdi o eski rekabet, bıraktıkları yerden tekrar başlayacaktır. İtalya’nın da başı dertte. Onlar da her an bir iç karışıklık yaşayabilirler. Sonuçta, Anadolu’da başlayacak bir millî direnişle hiçbiri mücadele edecek durumda değildir. Böyle bir mücadelenin tam sırasıdır.
-Paşa'm, millî direniş... Güzel ama neyle? Hangi askerle, hangi silahla,h angi parayla? Malesef Paşa’m, kupkuru bir çölden farksız oldu bu güzel vatanımız.
-Öyle görünür Refii Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir hayat çıkarmak lazımdır. Çöl sanılan bu âlemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur.
Mustafa Kemal’e veda ettim; matbaaya geldim. Ne kafam almıştı ne de mantığım. Daha doğrusu anlattıkları bana deli saçması gibi gelmişti. Matbaada arkadaşlar anlat diyorlardı; neler söyledi?
Anlattım:
Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, orada teşkilat kurulur, vatan bağımsızlığına kavuşur, millet de özgürlüğüne kavuşurmuş, anladınız mı arkadaşlar?
Bu deli değil, zırdeliymiş, dediler. O günlerde, o şartlar içinde İstiklal Mücadelesi’ne atılıp Türkiye’yi kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. O günlerde böyle bağımsızlığı düşünebilen tek adam ise oydu; tek adam!
(Kaynak: Sadi Borak, Atatürk’ün İstanbul’daki Hayatı)
Atatürk, Erzurum ve Sivas Kurultayları sırasında mandaterlik isteyenlere karşı da şunları söylüyordu:
"Biz başarılı olacağız. Buna şüphem yok. Acaba zafere kavuştuğumuz ve ülkeyi kurtardığımız zaman Osmanlı ricalinin ileri gelenleri utanmak hissini duyabilecekler mi? Bu ne hayal ve ne gaflettir? Hayır, Paşalar! Hayır, hayır beyefendiler, hayır! Hayır, hayır hanımefendiler, hayır! Manda yok; ya istiklâl ya ölüm var!
Mandaterlik diye çırpınanlar, Türk milletine ve bize inanmayanlardır. Bizim hayal ve macera peşinde koştuğumuzu sananlardır. Bunlar bu hastalıklı fikirlerinden dolayi utanç duymalıdırlar.
Millî irade şuur ve istikametini bulmuştur. Davamız yürümektedir ve yürüyecektir. Başarılı olmamak için hiçbir sebep yoktur. Hiçbir olumsuz kararı tanımayacağız. Tek ve değişmez parola şudur: Tek tepe, tek kurşun kalıncaya kadar mücadele yahut da ya istiklâl ya ölüm!"
Erzurum'dan Sivas'a gelme hazırlıkları yapılırken de Atatürk, kendisine denilen "Paşa'm, Sivas'ta galiba manda meselesi bizi çok üzecek ve yoracak!" lafını şöyle yanıtlar:
"Ahmaklar, ülkeyi yabancıların idaresine terk etmekle kurtulacağız sanıyorlar. Kendi rahatlarını temin etmek için bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklâlini feda etmek istiyorlar."
Sivas Kurultayı'na da damgasını vuran mandaterlik tartışmalarının en yoğun yaşandığı 8 Eylül'ün gecesi ise Atatürk, etrafındakilere şunları söylemektedir:
"İstanbul'dakiler ve buradakiler ümitsiz ve hasta insanlardir. Ecnebi işgal etkisi altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği üzüntüyle marazi bir halet-i ruhiye içinde hareket ediyorlar. Bir milletin istiklâl hakkını aramasından ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanını akıtmasından daha tabiî ne tasavvur edilebilir? Şerefsiz, istiklâlsiz, esir bir milletin çocukları olarak yaşamaktansa kahramanca ölmek yeğdir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır?"
Atatürk, mandaterlik isteyenlerin Osmanlı Devleti'nde üst düzeylere yükseltilmiş gayr-ı Türk unsurlar olduğunun da çok iyi farkındadır.
Nitekim işin başında Ulu Önder'in yanındaymış gibi görünen gayr-ı Türk unsurlar, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan millî bir Cumhuriyet kurulduğunu anlayınca Atatürk'e ve tabii onun şahsında da Türklüğe birer birer ihanet edeceklerdir!
Atatürk dönemi hariç 500 yıldır itilip kakılarak devlet yönetim kademelerinden uzak tutulduğun için örgütlenmeyi hiç bilmiyorsun; örgütlen Türk!
Tek çıkış yolumuz millî ideolojimiz Atatürkçülüğe (Kemalizm'e) sarılmaktır.
CHP Seydişehir ilçe örgütü.